AŞKLAR GÖZ KIRPARKEN BANA…

 
Utangaç aşklar göz kırpıyor
Pervazsızca ,saçlarını savuran cümlelerimin yüzü kızarıyor…
Yinede kimselere fark ettirmeden sessizce yağıyorum kendime!
Yakıp perdeleri en süslü yerinden mesafeler açıyorum aramıza.
Sen kalbim! bensiz koş yarınlara…
Bitkin adımlarla giderken, özgürlüğe buladım dizeleri…
Ustelik yara beredir bu ninjanın her yeri!
İşte bu benim sesim, yalnızlığimın nefesi
Aşk inan bana, kimse kimsenin, değildir kimsesi…
Kanatan sözcüklerin ehlileştirilmesi
Sadece bana kalmış gibi ne olur yaklaşma hadi git şimdi !
Uçarı kaçarı bu ruhum ,üzerim ben seni!
Radyo frekanslarında arıyorum kendimi…
Raks ediyorken kaderin çizgisinde hayat
Söylesene nasıl geçer bu bayat sabah?
Hangi düşler ıslanmadı ki?
Saçak altlarinda beklerken geçsin diye saganak…
Hangi aşk mutlu bitti?
Hangi izbe köşede çocukluğumuz ezildi?
Söylesene varmı sonsuza dek mutlu olan?
Her şeyi umursamaz tavırlarla geçiştirme çabalarıma rağmen ben bile tıkandım…
Sırtımız kambur yürekte ezgili çalar tambur
Dilimiz recm edilmiş, bir dumana yaniğiz şimdi
Hangi yöne baksak hayata bir sıfır yeniğiz,
Ey Ask sen yine yoksun…
Raks ediyorken kaderin çizgisinde hayat ,
Geçte şurda bu oyun için bir zar da sen at…
Ne dün gülendam ne geceler korkusuz
Içimdeki kötüye yenik kanunsuz…
çaliyor yine suursuz…
Keyifli dumanların kaçıp kurtulacağı hiçbir deliğin olmadığı,
Eve dönüştürülmüş vakumlu bir kutuda yaşamı boğuyorum.
Duvarları yumrukluyor güneş;
Içeri almıyorum!
Tanıdığım tek ışık mumların haddini bilen alevleri.
Sürekli kilitli duran bir kapıya,sürekli açılıp-kapanan bir kapı gibi davranıyorum!
Sesleri içeri almıyorum!
Vakumlanmış bir tepkinin içinde ne kalabilirse onlarla büyüyebileceğimi düşünüyorum.
Havayı içeri almıyorum!
Balıkların suda çözülmüş oksijeni soluyabilen biyolojilerini çalıp,
Kimse farkına varmadan boşluğa karışmış solukları,
Boşluktan ayrıştırarak nefes alıyorum.
Camların şeffaf geçirgenliğini siyah,kalın bir kumaş kırıp inatçı ışığı karanlığa dönüştürüyor,
Karanlığa dönüşen ışığın parlak posası camların dışında kalıyor…
Renkleri içeri almıyorum!
Griyle uzlaşabilenler yerleşiyorlar köşelere;dokunmuyorum…
Ama kokular;kokuların içeri girmelerine engel olamıyorum.
Ne yapsam olmuyor;yemek kokuları,ter kokuları,kan kokusu,
Parfüm kokuları,boya kokusu,yanık kokusu,
Amonyak kokusu,toprak kokusu,çiçek kokuları,
Hayvan kokuları,kükürt kokusu,alkol kokusu,
Deniz kokusu,lağım kokusu,asfalt kokusu,çimen kokusu,
Leş kokusu,tütsü kokuları…
Kokular;ne yapsam sızıyorlar içeri;sızıp ışığa,seslere,havaya,renklere yol gösteriyor…
Beynimin kokuya duyarlı bölgesini kazıyıp almak istiyorum !
Kafatasımı parçalayarak…
Sürekli kilitli duran kapı sürekli çalıyor…
Dışarıdaki içerdeymiş gibi;dışarı çıkmak istiyormuş gibi:içeri girmek istiyor!
Ben suursuz aklima bakiyorum aynalarimdan…
Aynada…bana bakiyor arsizca
Işte tam arkamdayım,
Bir omzumdan diğerine geçiyorum..
Sırtım boyunca nefesimi duyarak…
Ama bu sefer ki ,
Uşütmeyecek !
Içimi ısıtacak !!
Güzel bir cumartesi sabahı tadında olacak herşey
Ve çekip gideceğim günese uçacagim…
Gitmeyeceksin !
Gideceğim…

MIHRISAH AZAKLI