Güvensizlik büyüyor …. Can DÜNDAR

Cumartesi gecesi annem ve babamla yemeğe çıktık.  Başka yerin yemeğine güvenmedikleri için müdavimi oldukları Göksu’da karar kıldık.
Babamın emekli maaşıyla aldıkları küçük bir evleri var. Annem son 4 aydır kiracının kira yatırmadığından söz etti. Güvenmemişti zaten verirken… Bir avukata danışmış, ama o ilgilenmemiş. Güvenilir bir avukat arıyormuş.
Geçen hafta üşütüp doktora gitmişti. Öksürdükçe sırtına saplanan ağrıdan endişeliydi. Tahlil sonuçları iyiydi; ama yine de başka bir doktora göstermek gerektiğini söyledi.
Sonra sohbet, önceki gece televizyonda izledikleri bir habere geldi. Bu sefer de ben TV’de her duyduklarına inanmamalarını söyledim.
Yemek bittiğinde en az 10 meslek grubunu gömmüştük ve masanın üzerinde kesif bir güvensizlik bulutu vardı.
Onları evlerine bıraktım; annem arkamdan seslendi:
“Dikkatli git; yollara güven olmaz!”
* * *
Sabah uyandığımda Milliyet’in manşetinde Prof. Yılmaz Esmer’in “Radikalizm Araştırması” vardı. Ve araştırma, haniyse bizim yemekteki sohbeti rakamlara döküyordu:
Türkiye
ABD ve AB’ye güvenmiyordu, çünkü “ikisi de Türkiye’yi bölmek istiyor”du.
“Aşırı İslamcılar ve
PKK, Türkiye için ciddi tehdit oluşturuyor”du.
“Tanrıya inanmayan, nikâhsız yaşayan, kızları şortla dolaşan, başka ırktan,
Hıristiyan komşu istenmiyor”du.
Özet mi? “4 yanı düşmanlarla çevrili” Türkler, kimseye güvenmiyor, paranoyak bir güvensizlik içinde, tarifsiz korkularla yaşıyordu.
* * *
İlk bakışta korkunç bulgular…
Kaygılanmalıyız, ama panik yapmamalıyız.
Kaygılanmalıyız; çünkü 4 kişiden 3’ünün içki içen komşu istemediği, nüfusun 3’te 1’inin kız evladın mirastan erkek evladın yarısı kadar pay almasını savunduğu, her iki kişiden birinin, bir kadının plajda mayoyla dolaşmasını günah saydığı bir toplum, pek tekin sayılmaz.
Panik yapmamalıyız; çünkü bu, yeni bir şey değil.
Prof. Esmer, 20 yıl önce de benzer bir araştırma yapmış ve yaklaşık aynı sonuçlara ulaşmıştı.
O zaman da toplumun yüzde 75’i “erkeklerin kadınlara göre daha iyi
siyasetçi olacağına inanıyor”du.
Yüzde 73’ü daha iyi şirket yöneteceklerini söylüyordu.
Yani toplum değişmiyor, sadece yargıları pekişiyor.
Tek değişen şey, toplumdaki güvensizlik katsayısı…
“Tanrı’ya inanmayan komşu istemem” diyenlerin oranı yüzde 63’ten yüzde 75’e çıkmış.
Yahudi komşu istemem” diyenler yüzde 55’ten yüzde 64’e tırmanmış.
“İnsanların çoğuna güvenilebilir” diyenlerin oranı ise yüzde 10’dan yüzde 5’e düşmüş.
Yani toplum, geçen 20 yılda yüzde 100 güven erozyonuna uğramış.
* * *
“İnsanların çoğu güvenilir” diyenlerin oranının İsveç’te yüzde 68 olduğunu hatırlatalım. Yüzde 5’le Türkiye, (Trinidat’tan sonra) “Dünyanın en güvensiz toplumu” sayılıyor.
Kiracının ev sahibine, hastanın doktoruna, müşterinin esnafa, öğretmenin öğrenciye, okurun gazeteye güvenmediği bir ülkedeyiz. O ülkenin her duvarında “Türk! Öğün, Çalış, Güven” yazması tuhaf bir çelişki yaratıyor.
Bu üç talimattan sadece ilkine uyuyor olmamız da cabası…
Çare mi?
Yarın da o konuda yazacağım.